Aslında iki hafta önceydi. Sebze fidelerini yerlerine diktik. Malum yeniden yazmaya çalışıyorum. Önceki gelişmeleri zaman buldukça aktaracağım ki hem bize hatıra kalsın, hem de konular arasında kopukluk olmasın.

Forumdan arkadaşımız üretici Hasan Bey ( Derma )' den, bu yıl anneannemin rahatsızlanması ve sonra vefatı nedeniyle tohum çimlendiremediğimizi anlatıp, kendisinden fide temini için yardım istedik. Bizlere inanılmaz hızla ve beklentimizin çok üzerinde yardımcı oldu. 2011 baharında da bizzat bahçemize sebze fideleri ve tohumlar hediye getirip, kendi elleri ile ekip, dikmişti. Böyle bir dost edindiğimiz için eşim de, ben de çok mutluyuz. Her şeyden öte, karşılık beklemeden faydalı olmaya çalışmasına hayran kaldık. Bu konuda kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Fideleri teslim aldığımız ilk iki gün şehirdeki işlerimiz nedeni ile bahçeye gitmedik. Tam altı kutu büyük kolilerdeki fideleri ıslatıp solmasınlar diye suladık ve şehirdeki evimizin balkonunda beklettik. İki gün sonra sabah erkenden bütün fideleri bir günde ekemeyeceğimizi bildiğimizden sadece iki koli domates fidesini yanımızda götürdük. Tabi çapa makinesi de arabada gidip geliyor. Yiyeceklerimiz, yedek ve bahçe kıyafetlerimiz, suyumuz v.s. araba doldu. :)

İşte bu şekilde bahçe yolunu tuttuk. Ama önce babamın bizden rica ettiği viyolleri almamız için Bayındır'a uğramalıydık. Eşim önceden babamın, telefonunu verdiği firmayı aramış. Saksı, kasa v.s. plastik bahçe malzemeleri satan bir yerdi burası... Aynı zamanda firma sahibinin babası yol üzerinde minyatür güller ve kekikler satıyormuş. Görünce dayanamayıp fotoğraf çektim. Hatta kızımla çok beğendiğimiz beyaz minyatür güllerden bir saksı aldım.

İşte bu beyaz gülden aldık,

Bu ebruli olandan ve kırmızı açandan bahçede var. Onlardan almadık.



Kekikler de, güller de saksısı 2.5 tl idi.



Hatta sıkıştırılmış kokopit bile vardı. Ben hiç kullanmadım ama fiyatını sordum 20 tl dediler. Fotoğraftaki renk   ,bu alanın çadır içinde olmasından dolayı..

Sanırım bunlar da sera yapımında kullanılan klipsler,

Alışverişimizi yapıp bahçeye geldiğimizde öğlen olmuştu. Ben ilk iş depoyu açıp çayı ocağa koydum. Depoda bazı eşyaları dışarıya çıkartıp İçerideki tahta divanın üzerine battaniye serdim. Bir güzel de kahvaltı sofrası hazırladım. Depo içinde kahvaltı yapmak Berilsu'nun çok hoşuna gitti. Burayı oyun evi olarak düşünüp " Anne burası benim evim olsun" dedi. Dışarıda güneş olmasına rağmen epey rüzgar vardı.  Kahvaltıyı depo içinde yapmamız iyi oldu. Sonra başladık dikim işlerine... Sanırım dört çeşit domates fidelerimiz vardı. Hasan bey ( Derma ), yerli domates ve salçalık domatesten olduğunu bahsetti fakat diğerlerini hatırlamıyorum.

Eşim fideleri dikeceğimiz alanı önceden makine ile çapalamıştı. O gün tekrar çapalayıp toprağı yumuşattı. Sonra ip gerip, ölçü aldık ve ekim için geçici arıklar yaptı. Gerçek arıklar daha sonra şaşırtma şeklinde açılacak. Yani iki çizginin arasında düz yerde gerçek arıklar olacak. Bu gördüğünüz arıklar sadece ekim yapılırken suyu salmak için...

Eveli sene Hasan bey'den öğrendiğimiz gibi fideleri diktim. Sanırım domatesler arası 35, arıklar arası 120 santimdikmiştik. Arıkları çapa makinesine göre hesapladık. Aslında video da çektik; ama küçük bir problemden dolayı sonra ekleyeceğim. Dikim işleri ile uğraşırken bir ara samimi komşumuz Naciye hanım ve eşi Alaaddin bey geldi. Nasıl dikim yapıyoruz diye bir uğradılar.  Çam sakızı, çoban armağanı deyip biraz fide hediye ettik. 

O gün ha gayret bitecek derken, 450 domates fidesi dikmişim. Ama son bir kaç tane kaldığında halimi görmeliydiniz. Eşim gülmekten bir hâl oldu. Artık yerlere serilmiş emeklemeye başlamıştım. Hem emekleye emekleye bitirmeye çalışıyorum hem de ben de halime gülüyordum.:)))
Sonra ne mi oldu iki gün yürüyemedim tabi... Eğilip kalkmaktan bacak kaslarım tutulmuş. :)




( Domates fidelerine dikimden 15 gün sonra çapa yapacağız ve arık şaşırtıp, diplerini dolduracağız.  Ancak su vermeyeceğiz. Çapadan 15 gün geçince yani dikimden toplam 1 ay sonra su veremeye başlayacağız. Bizim toprağımıza göre 4-5 günde bir.)


Biraz dinlenince işimin bitmesi keyfiyle bahçeyi dolaşıp bir kaç fotoğraf çektim. Kıvırcık kırmızı marullarımızı yeni şaşırtmıştım. Ne çabuk da etrafı otlanmıştı. Bakalım lezzeti nasıl olacak. Bu yıl ilk kez deniyorum.

Şaşırtma: Tohum saçtığımız alanda çıkan fideleri esas büyüyeceği alana taşıyıp dikme işlemine deniyor.




Sarmaşık güllerimizden kırmızı olan açmıştı.

Çilekler henüz yeşildi ama üzerinde epey var sanırım.

Hasan bey biraz da alabaş fidesi hediye etmişti. Alabaş turba benziyor ama bu beyaz olanı, bir de kırmızı türü oluyor sanırım. Tadı da lahananın ortasındaki etli kısım gibi imiş. Sanırım salatası ve turşusu güzel olur. Bu fideleri kızım dikmek istedi ve büyük keyifle bunu başardı. Bir güzel de can suyu verdi.



Sarmaşık güllerimizden sarı-kırmızı gül de açmıştı. Ama bu ilk açanda kırmızısı pek yoktu.

Bahçemizdeki asmalarda bu sene üzüm oluşumu var. En büyük asmamız sanırım Horoz Karası... Tam olarak bilmiyorum; bu sene asmaların meyvelerini ilk kez göreceğiz.




Arada atıştırma, çay keyfi derken...hava kararmaya başlamıştı. O gün planladığımız işlerimizin bitmesi keyfi ile toparlanıp evimize döndük.

Aradan yine iki gün geçti. Biz tekrar kalan fideleri dikmek için bahçeye gittik. Gittiğimizde şeftali ağaçlarımızın dördünün de hastalanmış olduğunu fark ettik. Eşim ilaçlamada  geç kaldığını ama yine de göztaşı ile ilaçlayacağını söyledi. Benden daha fazla üzülmüştü.

Ve ben yine ilk iş çayı ocağa koydum ve bu sefer kahvaltıyı dışarıda masaya hazırladım. Çünkü o gün hava çok daha güzeldi. Eşim dikim yapacağımız alanı çapaladı. Kendiliğinden büyümüş buğdayları görünce onlara kıyamamış bırakmış. :)

Aydın siyahı patlıcan, Çarliston biberi, kapya biberi ve çorbacı biberi olmak üzere dört koli fidemiz vardı. Dikim için bir gün yetmeyeceğini tahmin ettiğimizden bir gece kalmak için hazırlıklı gelmiştik.

İlk gün Patlıcan ve kapya biber fidelerini diktim. kaça kaç ektiğimizi sonradan yazayım şimdi tam toparlayamadım. Arık aralarını, eşim çapa makinesine göre hesap etti. Ben sadece dikim işi ile uğraştım. Yaklaşık 900 fide daha dikmişim. Domates fideleri ile birlikte 1350 fide eder. Epey yorulduk ama sonuç güzel görünüyordu. İnşallah bereketli de olur...

İlk kez depoda kalmıştık. Eşime hiç uyumayalım ben tırsarım dedim. Bahçede ışık yaktırdım, içerde de mavi ışıklı şu sinek yakalayan bir şey var, onu açtırdım. Kapının dört bir yanına böcek ilacı sıktım. Depoda hiç üşümedik. Halbuki gece ve sabah yazın bile üşünür bahçede... Depo epey muhafazalıymış. Ama tuvaletin bahçede olması kötüydü. Her seferinde ailecek gitmek komik olmuştu. Ne yapalım tırsıyoruz. Hem de silahlanıp gittik iki adım yola... Halbuki korkacak bir şey yok. Etrafta komşu tarlalar hep gece çalışır traktörlerle... Eskisi gibi değil, artık etrafta komşular ev yaptılar, kalıyorlar. Ama gel de bana anlat işte, elimde fener gece yılandı,  fareydi v.s. hafiye gibiydim. Korktuğum gibi olmadı şükür. Gece nöbet tutacağım diye tableti yanımızda getirmiştim. İçine bir sürü de oyun eklemiştim. Onu bile açmaya lüzum kalmadı. Sonra mı? uyuduk, sabah oldu. 

Ertesi gün fide dikimini bitirmenin keyfi ile hava iyice kararmadan, evimize biraz daha erken döndük.

Bir süredir yazmak gelmiyordu içimden... Anneannem vefat edeli bir ay oldu. Oysa daha dün gibi... Blogta eskileri yüklüyordum ara ara, tam da dedemi özlediğimi yazdığım yazıda kalmışım. Yazının en sonunda ;

Her cuma da arayıp "Hayırlı Cumalar" diyorum. Anneanneme bahçeyle ilgili görüntü ve videoları her gittiğimde izletiyorum. Artık o da rüyalarında hep bizim bahçeyi görüyormuş. Mesela bugün telefonda görüştüm. Rüyasında bol bereketli patatesler hasat etmişiz bahçeden. Bizim için hep dua ediyor. Dedem göremeyeceğini söylemişti. Ama anneannem çok istiyor. İnşallah sağken bahçe yemyeşil olduğunda onu götürebiliriz. Onun en büyük hayallerinden oldu yemyeşil bahçe... 

Diye yazmışım. Artık her cuma telefonun diğer ucunda o yok diye içim sızlıyor. O rüyalarında gördüğü bahçemizi hiç göremedi... Hep hasta olur diye sakındık, götüremedik. Keşke demeyi hiç sevmem, ama bahçeyi çok görmek istemesine rağmen göremedi diye içimde hep sızısı kalacak.

Hani derdin ya anneannem; Biz ölünce mezarımıza gelecek misin diye? Hani ben küçükken hep ağlardım sen öyle dediğinde... Dedem gitmişti ya, hani bir kanadım kırılmıştı. Sen gidince diğeri de yok  oldu. Sanırdım ki hep kuşlar gibi özgür ve mutlu hissedecektim kendimi... Kanatsız kuşlar gibi kaldım şaşkın ve yaralı..!

Ben büyüdüm mü şimdi anneanne..! Hani hiç büyümeyen çocuk ruhluydum? Hep sanırdım  siz gidince haykıra haykıra ağlayacağım. Ağlamak ne büyük nimetmiş meğer...  Dedem vefat ettiğinde yumruk gibi bir şey oturdu kaburgalarımın arasına... Tam bir yıl   ağlamak istedim ama o düğüm çözülmedi. Kimse daha fazla üzülmesin istedim önce... Sonra istesem de bir iki damladan fazla ağlayamadım kendi kendime bile... Oysa içim çağlayanlar gibiydi. Sonra her anıları hatırladığımda, toprağı çapalarken gözyaşlarım karıştı içine... Bahçede uğraşırken yavaş yavaş çözüldüm, ağladım ağladım. Bana ilaç gibi geldi bu bahçe... Fazla düşünmemek için kendimi bahçeye ve aileme adadım. 

Ya sen gidince anneannem... Tıkandım yine... Her gün gözümden akan yaş biri iki damla... Oysa öyle ihtiyacım var ki ağlamaya... Hani dokunsalar çağlayanlar gibi ağlayacağım. Bahçeyi görebilseydin bir tesellim olurdu belki... Dilerim yemyeşil bahçelerde dolaşıyorsundur. Tıpkı hayal ettiğin gibi... Nurlar içinde olmanızı dilerim anneannem..!


Buradayım :)

Blogger tarafından desteklenmektedir.